Mustafa Kemal: “Siz bize bakmayın…”
- Düşüngü

- 30 Haz
- 2 dakikada okunur
Laik Cumhuriyet’in Ankara’daki ilk çoksesli müzik kalesi Musiki Muallim Mektebi (MMM) öğrencilerinden Hamdi Konur’u tanıtmıştık. (https://www.dusungu.com/post/tarihsel-tkp-ve-osmanl%C4%B1-m%C3%BCzi%C4%9Fi) Anılarında, MMM’deyken Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’na alındığını, Mustafa Kemal’in çağrısı üzerine orkestra elemanlarıyla sık sık Köşk’e gittiklerini belirtiyor. Mustafa Kemal’in müzik konusuna yaklaşımını son derece özlü biçimde gösteren iki örneği, bizzat Konur’un tanıklığında verelim:
“Atatürk bize hep çoksesli müzikten söz ederdi. Bizim çoksesli müziğe yönelmemizi öğütlerdi… Bir gün Riyaseti Cumhur Köşküne gitmiştik. Hocamız hep başımızda olurdu. Köşkteki bütün görevliler bizi tanımıştı. Rahat girip çıkıyorduk köşke. Baktık odanın birinden bir şarkı sesi geliyor. “Alişimin kaşları kara/Sen açtın sineme yara.” Biz ne bilelim Atatürk olduğunu. Kapıyı açtık. Bir de ne görelim. Atatürk. Ne yapacağımızı bilemedik. Sonunda kapıyı kapattık, kaçtık. Atatürk tatlı bir gülümseme ile yanımıza geldi. “Beni suçüstü yakaladınız” dedi. “Siz bize, bizim kuşağa bakmayın, çoksesli müziğe devam edin” dedi.” (Musa Uysal, Bir Aydınlık Ağacı Hamdi Konur, Ankara, 1998, s. 117-118)
Metinde geçen “hoca”nın, MMM müdürü ve CSO şefi Zeki Üngör olduğunu belirtelim.
Köşk akşamlarının sofrası, bilindiği gibi, akademik içerikli konuların da tartışıldığı bir yerdir. Müzik de oldukça sık gündeme gelen ilgi alanlarından biridir:
“Akademik masanın dağılmasından sonra, o bize Rumeli türküleri öğretir, biz de ona Batı müziğinin en güzel örneklerini sunardık. “Benim çocuklarım” dediği Musiki Muallim Mektebi’nin çocuklarını bütün Türk gençliğinin yerine koyardı.” (a.g.y. , s. 187)
Bu tanıklık dört önemli sonuca işaret ediyor:
1) Adı, Laik Cumhuriyet’in “Müzik Devrimi” ile özdeşleşmiş olan Mustafa Kemal, değil alaturka müzik, halk müziği (türküler) söz konusu olduğunda bile, çoksesli müzik eğitimi alan gençlerin yanında son derece dikkatli, ölçülüdür; teksesli müzik mırıldanışının, gençlerin yanında “suç” işlemek anlamı taşıdığını bizzat dile getirecek kadar. Çokseslilik-tekseslilik konusunun temel ayırıcı ölçüt, kırmızı çizgi oluşu, Laik Cumhuriyet’in müzik kültürü açısından tartışmasızdır.
2) MMM öğrencilerine “türkü” öğretmesi, yaratılmak istenen çoksesli ulusal Türk müziğinin tek meşru kaynağının halk müziği olduğu mesajını vermek içindir. Gençler ile hiçbir koşulda alaturka müzik üzerinden herhangi bir ilişki kurmamıştır. Nitekim alaturka, milli eğitim müfredatından bütünüyle çıkarılmıştır.
3) MMM öğrencilerini “Türk gençliği”nin yerine koyması, Laik Cumhuriyet’in gelecek yıllarının taşıyıcı kolonu olarak düşünülen gençliğin, kültürel formasyon bağlamında, öncelikle “çoksesli müzik” ile simgeleşmesi gereğine yönelik güçlü bir işarettir.
4) Mustafa Kemal’in, “Siz bize, bizim kuşağa bakmayın, çoksesli müziğe devam edin” ifadesi, yer yer kuşak ölçeğinde bile geçerli olabilecek “kişisel beğeni/eğilim” ile “ulusal kültür siyaseti” arasındaki makasın açık olması durumunda, tarihsel zorunluluk anlamı taşıyan ikincinin belirleyici olacağının anlamlı bir göstergesidir.




Yorumlar