top of page
Pink Poppy Flowers

CSO ilahiler kundağında


Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Ne mutlu ki, 11 ayın sultanı Ramazan-ı Şerif’e denk geldi. Mûsika-i Hümâyûn’a dönüştürülmüş olan CSO’ya verilen görev, Saray’da, İlahiler Senfonisi konseri. Çoklu sevinç; hem Külliye-i âzam’da, mübarek ayın ulviyeti içinde “emekçi kadınlar”ı ilahiler ile anma, hem tasavvufi âlemin huşu ortamında dem alma, hem de konseri yönetecek şef Şehzade Cemi’i Can Deliorman’ın, Saray tarafından Güzel Sanatlar Genel Müdür Yardımcılığı’na atanmış oluşunu kutlama.


Bu kutlu günde, biz de CSO ile ilgili, artık tarihsel belge niteliği kazanmış iki metni dikkatinize sunmak istedik.


İlki 54 yıl 3 ay önce, 26 Kasım 1971 tarihli Milliyet gazetesinde, Suna Kan imzasıyla çıkan, dönemin kültür bakanı Talat S. Halman’a açık mektup. CSO Konser Salonu (Devlet Konser Salonu)’nunda yapılması planlanan Itri konseri hakkında.


Diğeri, 49 yıl önce, 18 Şubat 1977’de, yine aynı salonda düzenlenmek istenen, hemen aynı içerikli konser hakkında, Müzik Eğitimcileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı müzikolog Veysel Arseven’in, Filarmoni dergisinin Şubat 1977 tarihli 124. sayısında yer alan, dönemin Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e gönderdiği dilekçe. 


Talât Halman'a açık mektup


Sayın Halman Kültür Bakanlığı’na geldiğinden beri hemen her sanat dalında çeşitli komisyonlar toplamış bu komisyonların telkini ile çeşitli konularda adımlar atmıştır. Sayın bakan, müzik dalında ise sadece teksesin uzman ve temsilcileriyle görüşmüş ve bu görüşmelerin elle tutulur ilk meyvası alaturka denilen türün öğrenimini yapacak bir “Devlet Konservatuarı”nın açılacağı müjdesi olmuştur!… Sayın bakanın herhalde ömrünün büyük bir kısmı yurtdışında geçtiği için Türkiye’nin gerçeklerinden haberli olmadığını, memleketin pekçok konusuna bir yabancı turist gözüyle baktığını sanıyorum ve üzülüyorum. Turistler egzotik Türkiye’yi elbette modern Atatürk Türkiyesi’nden daha ilginç bulurlar. Fesli, çarşaflı insanları, şapkalı, mantolulara tercih ederler, mehter takımını bandodan çok severler. Başında kavukla divan müziğinden örnekler sunan birisi, beş dakika için onlara İdil Biret’in piyanosundan, Suna Korat’ın Lucia’sından daha ilginç gelebilir. Bir Mevlevî âyini yabancılara unutulmaz dakikalar yaşatabilir. Ama bizim 1923’lerden beri Osmanlılık’la ilgimiz kalmamıştır. Atatürk’ ün söylediği gibi “vücutlarımız şarkta ise, fikirlerimiz garba doğru” dönüktür.


Cumhuriyet'in bir Kültür Bakanı turist eğlendirmek için nasıl “taaddüd-i zevcad”a [şeriat hukukuna göre, birden fazla kadın ile evlenebilme], “harem”e fetva veremezse, Atatürk'ün diğer devrimlerine de aykırı davranamaz, Türkiye'yi yabancılara Osmanlı artığı çehresiyle tanıtamaz. Teksesin eğitileceği bir Devlet Konservatuvarı açmak, “Devlet Konser Salonu”nda sazlı sözlü bir “Itrî Gecesi”, Galata Mevlevihanesi'nde haftada iki defa Mevlevi ayini düzenlemek, İngiliz Kraliçesinin huzurunda kavuklu kişilere alaturka konser verdirtmek hem Atatürk devrimlerini zedeler, hem de Kemalist Türkiye için kötü propagandadır. Genç bir kültür bakanının bu davranışının daha büyük yetkililerde henüz bir tepki uyandırmadığını görüyorum ve dehşete düşüyorum. Atatürk zaviye ve tekkeleri kapatmıştır. Halman Galata’dakini açıp, içinde ayin yaptırma teşebbüsündedir. Atatürk devletin resmi müziği olarak çoksesli müziği kabul etmiş, konservatuarlarda yalnız bu tekniğin öğretilmesine karar vermiştir. Mızıka-i Hümayun’un tekses bölümünü dağıtmış, Devlet Senfoni Orkestrasına geliştirmiş, Devlet Operasını kurmuştur. Halman Devlet salonlarında alaturka konser verdirmek, teksesin öğretildiği bir konservatuar açmak hevesindedir. Bu iki kişinin ikisini birden “doğru” saymak mantık kurallarına aykırı düşer. Atatürk doğruysa Halman’ın yanlış, Halman doğruysa Atatürk’ün yanlış olduğunu kabule mecburuz. Ben ilk teze inanıyorum ve diyorum ki, Sayın Talat Halman, eğer siz burada, Atatürk devrimlerine ters düşecek yerde bir an önce geldiğiniz yere döner de eskisi gibi şiir yazmaya, edebiyatımızın değerli örneklerini her zamanki ustalığınızla İngilizceye çevirmeye devam ederseniz Türk kültürüne hizmetiniz gerçekten büyük olacaktır. Sahnesinde Beethoven, Brahms, Bartok, Erkin, Rey ve Saygun gibi bestecilerin eserlerini seslendirdiğim Devlet Konser Salonunu emrettiğiniz gibi, müzelik eserlerle 22 ve 23 Aralık tarihlerinde teksesin temsilcileri işgal ederse, naçiz şahsıma tevdi edilmiş olan “Devlet Sanatçılığı” unvanını size gönül ferahlığıyla iade edeceğimi bilmenizi isterim; “Atatürk Devleti”nin temelinde yatan prensipler zedelendiği gün, esasen benim gözümde böyle bir unvanın değeri ve şerefi de kalmaz."


Suna Kan, ertesi gün Başbakan Nihat Erim'e bir mektup gönderir. Mektupta, "İş ne Itrî meselesidir, ne Devlet Konser Salonu'nda alaturka konser vermek meselesidir, kökünden Atatürk devrimleriyle sıkı sıkıya ilgilidir." der.


   *     * *   * *




Ne diyor Suna Kan?:


"İş ne Itrî meselesidir, ne Devlet Konser Salonu'nda alaturka konser vermek meselesidir, kökünden Atatürk devrimleriyle sıkı sıkıya ilgilidir." 


Ya Arseven?:


"Bu sanat yuvasının kapısı bir kez bu tür müziğe açıldı mıydı, inanın ki bir daha kapatılamayacaktır. Ondan sonra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasına, İstanbul ve İzmir Devlet Senfoni Orkestralarına, Devlet Opera ve Balelerine, öteki çağdaş sanat kurumlarımızın tahribine sıra gelecektir."


Eski Türkiye kafalı her iki isim de artık yaşamda değiller. Yanıldıklarını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz, değil mi?



Yorumlar


bottom of page