Ferdi Atuner’den siyasal baharatlı bir anı
- Melis Gönenç
- 15 saat önce
- 2 dakikada okunur

MELİS GÖNENÇ
Ferdi Atuner (1944-2026) yaşamdan ayrıldı. Kamuoyunun geniş kesimi tarafından, başta, “Olacak O Kadar”, “Çocuklar Duymasın”, “En Son Babalar Duyar”, “Ayrılsak da Beraberiz”, “Çılgın Bediş” gibi televizyon dizileriyle tanınmış olmasına karşın, esas işi opera sanatçılığıydı. İstanbul Belediye Konservatuarı Şan Bölümü’nde okumuş, Şehir Operası’nın ardından, İstanbul Devlet Opera ve Balesi’ne geçmiş, 2008’de de buradan emekli olmuştur.
Kendisiyle, 30 Nisan ve 16 Mayıs 2019 tarihinde, mekân tutmuş olduğu Cihangir-Savoy pastanesinde, İstanbul Operası’nın önceki ve kendi tanık olduğu dönemine ait ayrıntılı, uzun saatlere yayılan bir ufuk turu yapmıştık. Sabrı, yardımseverliği ve sevecen tutumunu unutmak mümkün değil.
Anlattıklarından, aşağıda yer alan küçük bir bölümü, siyasal renkler içeriyor oluşu nedeniyle veriyorum.
Bilindiği gibi, Saygun güçlü bir opera bestecisi sayılmazdı. Operaları enstrümantal yapıtları yanında öne çıkabilecek özelliklere sahip değildir. Köroğlu adlı operası bunların başında gelir. Dünya prömiyeri, Cumhuriyet’in 50. Yılı kutlamalarına denk düşürülen I. İstanbul Festivali’nde (1973) gerçekleştirilen yapıt için, zorluğu dikkate alınarak, Sovyetler Birliği’nden şef Niyazi Tagizade getirilmiştir. Müthiş yetenekli bir şef olan Tagizade, Köroğlu’nu çalınabilir/söylenebilir duruma getirmek için insanüstü çaba harcamış, partisyon üzerinde uzun süre uğraşmak zorunda kalmıştır.
İşte, Ferdi Atuner o provalarda yer aldığı için, Tagizade’yi tanımış, Köroğlu olayını yaşamıştır. O dönemde İstanbul Operası’nın müzik direktörü olan Robert Wagner de yakından tanıdığı diğer bir isimdir.
Anısına saygıyla…
Niyazi Tagizade nasıl bir şefti? Robert Wagner ile kıyaslarsanız?
Azerbaycan’ın önemli şefiydi. Saygun’dan Köroğlu’nu yönetti. O kadar güç yazılmış ki! Ama halletti. Operayı elleriyle yönetiyordu. “Menim parmaklarıma bakın, menim ellerime bakın, ben her şeyi verirem” derdi. Ezbere yönetmişti.
Esas kemancıydı. Bir gün bir provada konzertmeister’in kemanını aldı ve çaldı: “Sizden bu tınıyı isterem” dedi.
Geldiğinde, tipini görünce kahveci zannetmiştim onu! Karısının adı Hacer’di. Parmağında büyük bir komünist yüzüğü vardı.
Wagner ise Alman sistemine uygun, saat gibi şaşmayan bir şefti. Tagizade Azerbaycanlı olduğu için bizim müziğe yatkındı, bizim müzikteki dalgalanmaları biz hissediyoruz. O açıdan Niyazi Tagizade daha başarılıydı.
Robert Wagner için hocaların hocası diyeceğim. Buraya gelenlerin içinde en iyisiydi. Konservatuardaki öğrenciye öğretebilecek şekilde çalıştırıyordu. Ona göre çalıştırıyordu. Orada da öyleymiş. Ondan sonra zaten Gustav Kuhn geldi. Onun öğrencisi. Kuhn da dehşetli biriydi. Daha genç olduğu için bizimle daha da haşır neşirdi.
Robert Wagner kişilik olarak nasıl biriydi?
Gestapo. Gerçekten Gestapo; Nazi. Zaten Nazi partisinden filanmış o. Son derece kibar. Ama Naziliğin verdiği o tavır da var. Ama öğretici, orkestra şefi olarak, opera şefi olarak öğretici. Hiçbir şekilde şuydu buydu, falandı filandı denemez, gelenlerin içinde en mükemmellerinden biriydi.
