Münir Nurettin Selçuk ve alaturkanın gericiliği
- Düşüngü

- 13 May
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 14 May
Alaturka müzik yalnız geri bir estetik düzeyi değil, gerici bir ideolojiyi de temsil eder. O nedenle, Laik Cumhuriyet’in “Müzik Devrimi” çoksesli klasik Batı müziği tercihi ile alaturkanın tasfiyesini ilişkilendirmiş, eşzamanlı kılmıştır.
Söz konusu gerici ideolojinin anlamlı örneklerinden biri, 20. yüzyıl alaturkasının büyük üstadı kabul edilen Münir Nurettin Selçuk (1900-1981) tarafından, 15 Şubat 1974 tarihli (sayı: 67) Milliyet Sanat dergisinde veriliyor. Kendisiyle yapılan söyleşinin ilgili bölümünü aktaralım:

Kadınların girmesinin, erkek seslerin müziği olan alaturkayı bozduğunu, sanatsal düzeyini düşürdüğünü ileri sürüyor. Üstelik vokal alanın ötesine geçip, benimsemediği “şarkı formu” üzerinden, müzikal biçim ile kadın varlığı arasında doğrudan ilişki kurarak, “olumsuzluk” içeriğini müzikal estetik alanına da kaydırıyor.
Laik Cumhuriyet’in, Osmanlı şeriatının kıskacındaki kadını özgürleştirmeye çalıştığı bir dönemin tanığı olan Münir Nurettin’in görüşü böyle.
Kısacası, “Osmanlı’nın son dönemi ile Cumhuriyet’in ilk yıllarında alaturkada büyük sorunlar yoktu. Ne zaman ki Laik Cumhuriyet kadın konusunu uygarlık sorunu bağlamında ele alıp, sanat dünyasını da kadınlara açtı, alaturka “musiki” bozuldu”, demek istiyor.
Münir Nurettin için alaturkadaki sanatsal düzey kaybının ilk sorumlusu “kadın” sanatçılar, ikincisiyse hükümetlerin “ihmal”i. Büyük olasılıkla bu ikisini örtüştürüyordur.
Aynı söyleşide, alaturkayı savunurken, ad vermeden, yine bir “kadın” bozucuya gönderme yapıyor. Bilindiği gibi, 26 Kasım 1971 tarihli Milliyet gazetesinde, Suna Kan, dönemin kültür bakanı Talat S. Halman’a açık bir mektup yayımlayarak, CSO Salonu’nda (Devlet Konser Salonu) Itri konseri yapılması durumunda, devlet sanatçısı unvanını iade edeceğini belirtmişti (Tam metin için bkz. https://www.dusungu.com/post/cso-ilahiler-kunda%C4%9F%C4%B1nda)
O mektupta "İngiliz Kraliçesinin huzurunda kavuklu kişilere alaturka konser verdirtmek hem Atatürk devrimlerini zedeler, hem de Kemalist Türkiye için kötü propagandadır.” tümcesi de yer alıyordu.
O “kavuklu kişiler”den biri Münir Nurettin Selçuk’tur. 24 Ekim 1971 tarihinde, Topkapı Sarayı harem dairesi hünkâr sofasında, Kraliçe Elizabeth, eşi ve kızları Ann için, yemekten sonra 20 dakikalık bir konser düzenlenir. Münir Nurettin Selçuk yönetimindeki “Klasik Türk Musikisi Heyeti” III. Selim, Dede Efendi, Hafız Post ve Sadullah Ağa’dan örnekler verir. Kraliçe de ayaklarıyla tempo tutar.
Münir Nurettin, bu konser dolayısıyla, alaturkanın değerini, Batı müzikçisi bir “kadın”a, Suna Kan’a karşı şöyle savunuyor:
“Teksesli denilen musikimizde mükemmel bir armoni ve melodi zenginliği mevcuttur. Son zamanlarda ülkemizi ziyaret eden yabancılara dinlettiğimiz o teksesli musikimiz büyük takdirle karşılandı. İngiltere Kraliçesi kendilerine böyle bir müzik dinlettiğimiz için elçilik aracılığıyla teşekkür ettiler. Ama kraliçenin hemen arkasında oturan bizim dışişleri bakanımızdan bir tek teşekkür dahi gelmedi. Bağdat Kasrı’nda verilen konserimizi dinleyen Fransızlar içinde ağlayanlar vardı.”
Değerini İngiltere kraliçesinin bile teslim ettiği “musiki”mizi, Laik Cumhuriyet’in kavrayamamış olması ne hazin, değil mi?!


Osmanlı döneminde "Klasik Türk Musikisi" (alaturka), halkın geniş kitlelerine hitap eden bir müzik değildi; saray, konaklar ve belirli seçkin çevrelerin (tekke ve enderun gibi) tekelindeydi. Osmanlı, halka bu müziği anlayacak veya icra edecek kurumsal bir eğitim vermemişti. Halk kendi müziğini (Halk Müziği/Aşık Geleneği) üreterek zaten kendi kültürel devrimini saraydan bağımsız olarak yapmıştır.
Bu açıdan bakıldığında, Münir Nurettin gibi isimlerin alaturkanın bozulmasını Cumhuriyet'e ve onun "ihmali"ne bağlaması tarihsel bir yanılgıdır. Cumhuriyet, saray odalarında sıkışmış bir müziği kamusallaştırmaya çalışmış, ancak bunu yaparken de o dönemin ideolojisi gereği yüzünü Batı'nın çoksesli müziğine dönmüştür.
Üstadın diyecektim, fakat bu eleştirisini okuyunca en iyi sanatı da yapsa sanatçılığın yetmediği yerde kuşileri alkışlamaya gerek yoktur....: bu beyefendinin, kadın seslerinin alaturkayı bozduğunu iddia etmesi, saf bir müzikal estetik…