top of page
Pink Poppy Flowers

İslamcıların koynunda bir şeyh: Rengim Gökmen

Rengim Gökmen, İslamcılar ile işbirliğini bu kez o tayfadan Cemalettin Kömürcü’nün Ankara Bilim Üniversitesi’nde “sivil” olarak sürdürüyor.



MELİS GÖNENÇ


Gelin, bir deneme yapıp, yapay zekâya şunu soralım:


Sermayesini devlet olanaklarıyla çoğaltan, otoriteye biat ve hizmet ile maddi/manevi kazanım ve zevkler arasında doğru orantı olduğuna iman etmiş, etik omurgasının ana maddesi kıkırdaktan oluşan tipik işadamı kumaşına sahipken, ortalamayı aşabilme olanağı tanımayan sınırlı yeteneğine karşın, mahalle baskısı, desteği ve kolaycılığı sonucu otomatik olarak orkestra şefi olmuş Türk’e ne ad verilir?


Gördünüz mü? Yapay zekâ yanılmadı:


Rengim Gökmen.


“Salladı tuttu”, mu diyorsunuz. Peki, bir deneme daha yapalım. Bu kez soru şu olsun:

Başta müzik olmak üzere, siyasal rejimin kurucu değer ve kültürel yönelimlerine bütünüyle ters koordinatlara yerleşmiş bir siyasal iktidarın, yıkım amaçlı tüm isteklerini, “Efendimizin buyruğudur” biat eylemi ve “Atatürk’ümüzün çağdaşlaşma yolundaki müzik devrimi adımıdır” PR söylemiyle gerçekleştiren, sanatsal ortalamayı nadiren tutturma becerisine sahip, “yönetme” edimini, her tür hizmet karşılığı mürit kaydetme biçiminde düşünen Türk orkestra şefi kimdir?


Yanıt yine aynı:


Rengim Gökmen.


Şef yuvarlanmış, patronunu bulmuş


Yılı devirmeye az kala, basında ve sosyal medyada bir duyuru:


29 Aralık 2025 tarihinde, CSO Ziraat Bankası Ana Salon’da, Ankara Bilim Senfoni Orkestrası ve Korosu eşliğinde, Üç Tenor&Bir Soprano  “Yeni Yıl konseri.”

Demek ki, yeni bir orkestra ve koro kurulmuş.


Kim kurmuş?


Aa! Şeyh Rengim Gökmen.


Parayı kim vermiş, demek istedim.


Cemalettin Kömürcü.


O da kim?


Ayıp, ayıp! Bilmiyor musun?


Cumhurbaşkanının memleketlisi. Rizeli. Ama kuru kuruya değil; Rize Çayeli Abdullah Hoca Köyü çıkışlı. Ailenin 10. çocuğu. Yokluktan gelmiş. Liseyi Çayeli İmam Hatip’te okumuş. Medresede yetişmiş olan babası, merkez camii imamı. 10 çocuk ve 5 inek sahibi peder beye karşı epey “ilginç” sayılabilecek bir sevgisi var:


“…ahırdakiler bizden [çocuklardan] daha kıymetliydi. Çünkü biz tüketiciydik. Onlar üreticiydi. Babamın bizi sarılıp öpüp sevme alışkanlığı yoktu. Ama babamın kınalı diye ineğimizi nasıl sevip öptüğünü görürdük. İneklerimiz o kadar değerliydi… Babama bayılıyordum onu çok severek büyüdüm… Kucağına alıp sevmesine gerek kalmazdı. Onun sevgisini bize ettiği dualarda görürdüm… İmam Hatip okuduğum için hitabet dersimiz vardı. Bizi camilere hutbe okutmaya gönderirlerdi. Notu da gönderdiği hoca verirdi. Benim de babam imam olduğu için beni babamın camisine gönderirlerdi ama babam beni beğenmezdi. Düşük not verirdi rahmetli.” (Rizelinin Başarı Öyküsü III / Dr. Cemalettin Kömürcü, ajans53.com 6 Temmuz 2023)


Cemalettin Kömürcü: Bilim ve klasik müzik tutkunu İslamcı patron.
Cemalettin Kömürcü: Bilim ve klasik müzik tutkunu İslamcı patron.

Patron ama çok özelinden


Baba sevgisini dualardan süzen Cemalettin kardeşimizin dini diyaneti harbiden yerinde. Çok mutlu bir lise dönemi geçiriyor ama son sınıfta, 28 Şubat kararlarının uzantısı olarak 8 yıllık kesintisiz eğitimin kabul edilmesi ve meslek liseleri/imam-hatiplerin üniversite tercihlerinde puanlarının kesilmesi, yaşamının dönüm noktası oluyor. Gönlündeki üniversite ve bölüme gidemeyip, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi “Sosyal Bilimler”e yerleşiyor. “Morali” bozuluyor, “motivasyonu” kırılıyor. “Haz almadan” okuyor; derslere girmiyor, devamsızlık yapıyor. En önemlisi de, devlete bakış açısı değişiyor:


“Devlet bizi üvey evlat olarak gördü, öyle hissettik… Devlet bize ne analık ne babalık yaptı.” (a.g.y.)


O halde, siyasete girip, şu laik devlete bir ders vermeli:


“O günkü hayal kırıklığım beni siyasete yönlendirdi. Bu ortamda STK’lara girmeye başladım. Üçüncü yılda öğrenci derneği başkanı oldum. Başörtüsü eylemleri başta olmak üzere mescit kapatılmasın diye… eylem yapardık. Bütün eylemlerde vardım. Bir gün İlahiyat Fakültesinde başörtüsü eylemi vardı. Başörtülü arkadaşları okula almıyorlardı. 2001-2002 yıllarıydı… Buna isyan ediyoruz biz de. Eylemlerden sonra haftada bir mutlaka bizi toplayıp götürürlerdi ama uzun tutmazlardı, salarlardı. Babam da bu eylemlere katıldığımı bilirdi hepsini bilirdi. Sadece nezarethane kısmını bilmezdi. Zaten rahmetli babam, kendisi de bu eylemleri desteklerdi. Babam kürsüden bunu eleştirirdi ve babama da memur olduğu için uyarılar gelirdi. Sıkıntılı süreçlerde yaşadım. Çok defa nezarete atıldım, okuldan uzaklaştırıldım… Ben hep Milli Görüş camiası içindeydim.” (a.g.y.)

Cemalettin kıymetimizin hayalleri var, hedefleri var. Hiçbiri gerçekleşmiyor. Laik Cumhuriyet engel oluyor. Ama Rabbim her şeyin üzerinde, kadir-i mutlak. Cemalettin kulunun feryadını duyuyor:


“Hayatında koyduğu hedefleri tutturamamış biriyken (…) Allah bana çok güzel kapılar nasip etti.” (a.g.y.)


Bakın, o kapılar hangileri:


Önce, yaklaşık iki yıllığına Londra’ya gidiyor. İngilizce öğrenmeye. Bunun için, İslami inançlarından ödün vermeyen imam babaya faizle kredi çektirip, adamcağızı günaha sokuyor:


“Rahmetli babam hayatında faize krediye bulaşmamış bir adamdı. Londra’ya gitmem için babamdan kredi çekmesini istemiştim ve çekti. Hayatımda ilk defa babamı günaha ben soktum.” (a.g.y.)


Londra’da üç ayın sonunda parasız kalıyor. Ne yapacağını bilemiyor. İngilizcesi yetersiz olduğu için, işte de çalışamıyor. Ama Rabbim var, Rabbim:


“Param bitti. Adım atacak takatim yoktu babamdan da isteyemiyorum. Delikanlılığa, kendime yediremiyordum. O da zor durumda sonuçta memurdu. Londra’da caddede giderken o kadar darlanmıştım ki, Sudanlıların bir camisi vardı oraya gittim. Açtım ellerimi dua ediyorum. Bana karar verme yetisi ver Allah’ım dedim. Türkiye dönersen, bu kadar emek verilmiş, geri dönemiyorsun. Kalsan devam edecek paran yok. Yol göster diye dua ediyorum. Akşameve gittim konsolosluktan haber geldi. Türkiye’den Belediye Başkanları Londra’ya gelmişti ve onlara rehber istediler. Gittim. Hem birkaç kuruş da kazanırım dedim. Bir baktım benim de çok sevdiğim tanıdığım Samsun Belediye Başkanı Erdoğan ağabey de gelmiş. Diğerlerini bıraktım, Erdoğan ağabeye gel seni gezdireyim dedim. Cebimde de 25 paunt var onu o gün bitirdim.Erdoğan ağabeyi oteline bıraktıktan sonra bende de para kalmadığı için eve yürüyerek dönmek zorunda kaldım. Üç saat yürüdüm. Param yoktu. Eve gidene kadar çok düşündüm. Eve gidince Türkiye’ye dönme kararı aldım. O sırada ceketimin cebimde 500 euro para buldum. Şaşırmıştım. Meğer Erdoğan ağabeyi bana sarılırken cebime koymuş. O parayla eğitime devam etme şansım oldu. Ben onun bir mesaj olduğunu düşünüyorum. Allah, Erdoğan ağabeyi Samsun’dan bana o parayı vermek için getirmişti. (a.g.y.)


Yoruma gerek var mı?


Sözü geçen “Erdoğan ağabey”in, Ordu İmam-Hatip ve Ondokuz Mayıs İlahiyat Fakültesi mezunu, 1998-2000 yılları arasında Fazilet Partisi Merkez ilçe başkanlığı, 2002-2003 yılları arasında ise AKP Teşkilatlardan Sorumlu İl Başkan Yardımcılığı yapmış, Samsun-İlkadım’ın 2004-2009 dönemi AKP’li belediye başkanı olduğunu belirtmekle yetinelim.


Patronun pusulası doğru yönü gösteriyor


Dönüşünde (2010’ların başı), Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda danışmanlık görevi. İki yıl burada çalışır. Bu dönemde, FETÖ-Erdoğan mücadelesinde etkin rol alır ve kazanacak tarafa oynar:


“Cumhurbaşkanımızın FETÖ’yle mücadelesi… Biz de bunun içinde mücadeleye girdik. Ben o dönemde dershane raporu hazırladım. Bana böyle bir görev verilmişti. Bakan Yardımcısıyla çalışıyordum. O çalışmanın temelinde şu vardı; Türkiye’deki dershanelerin Türkiye’nin başına bela olduğu ortaya konulmuştu. O komisyonda bulundum.” (a.g.y.)

Bundan sonra, yükselen bir ticaret eğrisine yerleşmesi sürpriz sayılır mı? Tabii, yine Rabbimin inayetiyle:


“Allah çalışmanın karşılığını veriyor… Ticarete girdim ve reklam sektörüne geçiş yaptım. Arkadaşımın reklam ajansına ortak oldum. O ajansla beraber Türkiye’nin en önemli reklam şirketleri arasında yer aldık. Sonra AK Parti’nin reklam filmlerini yaptık. TV de görünen pek çok reklam filminin altına imza attık… Şimdi bu işlerin yanında da ATO Congresium işletmesini yapıyoruz. Eğitim anlamında da Ankara Bilim Üniversitesini kurduk.”  (a.g.y.)


Cemalettin kıymetlimiz, 2020’de, üniversitesini kuruyor. Rabbim gani gani ihsan eylesin, bir de güzel paralar kazanıyor ki:


“Allah bana çok başka şey nasip etti. Şimdi bugün sahip olduğum şeyleri düşünüyorum. Ben o günkü şartlarda Allah’tan dua ile bir şeyler isteseydim bugün sahip olduklarım aklıma gelmezdi bile.” (a.g.y.)


Üniversitesinde var olan dört fakülteden birinin adı, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi. Ancak “Güzel Sanatlar” kavramı biraz değişik; resim, müzik, heykel gibi ana disiplinleri içermiyor. Onların yerine, Film Tasarımı ve Yönetimi, Yeni Medya ve İletişim, İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı… Sanırım, daha “çağdaş” bir yaklaşım.


Bu arada, eşi de RTÜK’te görevli.


Müzik, müzikal, tiyatro falan türü işleriyse, üniversite yerine, sahibi olduğu NetVizyon, NetSanat adlı şirketler eliyle yürütmeyi yeğliyor. Bu da daha “çağdaş” bir yöntem olmalı. Sanat anlayışı damardan; Babadan miras “merhamet” ve “hak” duygusunu, western filmlerindeki “mazlum” Kızılderililerde somutlaştırıp, oldukça sofistike bir kanaldan olsa gerek, İslamın doğuşunu anlatan Çağrı (1976) filmine bağlar. Türk halkının, İslamın doğuşunu bir de müzikal formatında izlemesi gerektiği düşüncesi de, herhalde, Rabbimin birileri aracılığıyla gönderdiği mesajlardan olmalıdır:


“Ben filmleri çok içselleştirirdim. O western filmlerinde hep Kızılderililerin tarafını tutardım. Şimdi bunlardan esinlenerek işler yapıyoruz. Yakında büyük bir müzikal yapmaya hazırlanıyoruz. Mazlumun yanında yer alan. Beni çok etkileyen filmlerden biri Çağrı filmidir. Şimdi onun dev bir prodüksiyonla 3 Nisan’da müzikalini yapacağız. O zaman belki kendimle gurur duyacağımı düşünüyorum.” (a.g.y.) 


Cemalettin kardeşimiz tiyatro sahnesini de şenlendirmeyi ihmal etmez. İslamcı cenahın koyularından Necip Fazıl Kısakürek’in Bir Adam Yaratmak’ını, kendi “prodüksiyonu” olarak, 25 Mayıs 2022’de, yazarın ölümünün 29. yıldönümüne denk getirerek, şirketinin yönetimindeki ATO Congresium’da sahneletir. Devlet Tiyatrosu (DT) sanatçıları kaşe karşılığı oynayacaklardır:


“Devlet tiyatrosundaki arkadaşlarla da Bir Adam Yaratmak’ı sahneledik ve o devam ediyor.” (a.g.y.)


Hadi, o arkadaşların adlarını vermeyelim.


Patronun özel tutkusu: Klasik müzik


Gelelim müziğe;


İmam-hatipte “bando şefi” olarak zuhur eden müzik ilgisi, 40 yaşından sonra, klasik müziğe evrilir:


“Ben 40 yaşından sonra klasik müzikle tanıştım ve vazgeçilmezim oldu. Yeni hayallerimin projelerimin başlangıcı oldu.” (a.g.y.)


Tabii, hayalleri ve projelerini süsleyen “klasik müzik” kavramı da epey “çağdaş” bir içeriğe sahip:


“Uzun zamandır beraber çalıştığımız Yücel Arzen’le birlikte pek çok müzik çalışmasına ve konsere imza attık. Ankara, İstanbul, Türkiye’nin başka yerlerinde sahneler kurduk. En son yaptıklarımız arasında Cumhurbaşkanımızın kampanyasındaki Türkiye Yüzyılı şarkısının altında imzamız var. Benim hayatımı renklendiren yapmaktan ve yaşamaktan zevk aldığım şey müzikal ve çok sesli müzik… klasik müzik, orkestralar… fırsatını buldukça bunların peşinden koşmak dinlemek…” (a.g.y.)


Besteci Yücel Arzen [Hacıoğulları] 2023’ten bu yana AKP İstanbul milletvekili. Doğal olarak, İTÜ-TMDK mezunu. Türkiye Yüzyılı dışında, daha birçok bestesi var. Sözleri de kendisine ait olanlardan biri de, Alişan’ın Ah Le Yar’ı.


Ve patronun üniversitesi


Cemalettin Kömürcü kardeş bütünüyle hayrına bir üniversite kurduktan sonra… Gülmeyin, gülmeyin; çok güçlü İslami donanımı olan kardeşimizin eğitim-kâr ilişkisine bakışı örnek oluşturacak nitelikte:


“Biz bir üniversite kurduk burada. Çok kısa sürede %100 doluluk oranıyla ilerleyen bir üniversite oldu… Güzel bir üniversite kurduk. Bana soruyorlarneden üniversite kurdun diye. Bizim gençlikte yapmak isteyip de yapamadığımız şeyleri başkaları yapsın diye yaptık. Bu asla ticari bir şey değil. Aklı başında olan bir ticaret adamı gidip de üniversite kuramaz. Üniversite kurmak çok masraflı ve meşakkatli bir iş.” (a.g.y.)


Türkiye’de 208 üniversite var. Bunlardan 78’i vakıf, yani özel üniversite. %38 gibi bir oran. İşte, ülkemizin en büyük şansı, bu kadar çok hayırsever, gönül insanı tüccara sahip olmasıdır.


Onlardan biri olan Cemalettin kıymetimiz, kurduğu bu verimli eğitim kurumuna iki simgesel transfer yapıyor:


Rektör olarak,  “Hocamız da sağ olsun; Oxford’da hocaydı ve buraya geldi rektör oldu.” dediği, muhafazakâr cenahın güllerinden Yavuz Demir ve klasik müzik dünyamızın vazgeçilmez şefi, İslamcıların aliyyü’l-a’lâ işbirlikçisi Şeyh Rengim Gökmen.

Her ikisinin de yolunun Cemalettin’imizle kesişmesi Rabbim sayesinde. Tevafukun böylesi, dedirtecek türden.


Şeyhimiz uzun yıllar İslamcılara “kamu” görevlisi olarak hizmet ettikten sonra, artık emekli olduğundan, bu kez “sivil” olarak hizmetlerini sunmayı uygun bulmuş. Yeter ki, İslamcılar istesin!


“Yok artık! Rengim Hoca asla öyle bir üniversiteye gitmez; o gerçek bir Atatürkçüdür…”, falan mı dediniz?


İzleyin:



Bu arada, Şeyh’in Ankara Bilim Senfoni Orkestra ve Korosu’nun kimlerden kurulu olduğunu merak edenler çıkabilir. Ana gövdesini Hacettepe Üniversitesi Senfoni Orkestrası oluşturuyor. Bu orkestra ise Ankara Devlet Konservatuarı (ADK) öğrencileri ve bazı öğretim üyelerinden kurulu. Biliyorsunuz, Şeyh burada uzun yıllar ders verdi, zaten bu orkestra ile epey içli dışlıydı. Yeni patronu Cemalettin Bey’in önerisi de pek cazipti hani: Dışarıdan bir iki kişi eklenerek, adına Ankara Bilim Senfoni Orkestrası dense; çalan öğrencilere de, “sizin paraya değil, tecrübeye ihtiyacınız var” öğüdü verilse; Şeyh ve diğerleriyse dolgun rakamlarla halvet eylese…


Çiçek ayol, çiçek!  


Kul Cemalettin’in hayırlara vesile olacak bir müjdesiyle bitirelim:


“Çok büyük bir Karadeniz senfonisi yapmak istiyorum. 80 kişilik bir orkestraylaKaradeniz müziğini icra etmek istiyorum. Tulumu çok seviyorum. Batı ve Karadeniz müziğini birleştiren bir senfoni yapma hayalindeyim.” (a.g.y.)


Rabbim nasip buyursun; Yücel Arzen bestelesin; vokal bölümlerin güftesini edebiyat araştırmacısı rektör Yavuz Demir kaleme alsın; Ankara Bilim Senfoni Orkestra ve Korosu seslendirsin; Şeyhü’l Şef Rengim Gökmen de yönetsin.


Vallahi tadından yenmez!


Yorumlar


bottom of page